Haber Detayı
11 Mart 2021 - Perşembe 00:15
 
“STK’lar Diyarbakır’da söz sahibi olmalı”
TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Doğan Hatun, mülki amirlerin kentin kalkınması ve gelişmesine yönelik aldığı karalarda kente hakim olan STK’ların fikir ve görüşlerini dikkate almadığını savundu. Mülki amirlerin geçici, STK’ların ise bu kentin asıl sahibi olduğunu belirten Hatun, STK’ların da söz sahibi olmasını isteyerek ‘birlikte yönetme’, ‘birlikte inşa etme’ ve ‘birlikte karar alma’ çağrısında bulundu.
GÜNDEM Haberi


Fatih SURUÇ

MÜCADELE HABER- Diyarbakır’da yapılan çalışmalarda gönüllü olarak çalıştıklarını ve kente faydasının olması açısından fikirlerinin alınmasını ve mülki amirlerin bu konuda inisiyatif geliştirmesini söyleyen Hatun, Diyarbakır Valisi Münir Karaloğlu’na çağrıda bulundu.

 

Kenttin değişimi için son zamanlarda alınan önemli kararlarda olan Sur’un yeniden yapılanması, Bağlar’da kentsel dönüşüm ve Benusen Mahallesi’nin yıkımı hakkında gazetemize açıklamalarda bulunan Hatun, “Bu kentte iki ya da üç yılda bir mülki amir değişiyor. Yani mülk amirleri gelip geçicidir. Ancak biz buranın asıl sahipleriyiz. Biz burada 15 kurumu temsil ediyoruz. Kamu kurumu niteliğinde yarı resmi devlet kurumuyuz. Bu işleri de gönüllü olarak yapıyoruz. Herhangi bir çıkar ilişkimiz de yoktur. Buna rağmen sözlerimiz neden dikkate alınmıyor? Bu kentin ekonomisini de tartışmalıyız. Bu kentin ne kadar insanı işsiz, bu kentin ne kadar üretimi var, bu kentin ne kadar üretime ihtiyacı var, bu kentin ne kadar sanayiye ihtiyacı var? Bunları birlikte oturup tartışmalıyız.” Dedi.

 

TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Doğan Hatun

 

TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Doğan Hatun’nun açıklamaları şöyle, “Kentimizin çok güçlü, derin bir tarihi var. Birlikte yaşama geçmişi var. Bundan çok eskilerde bu kentin ileri gelenleri, kanaat önderleri ya da sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yönetme, birlikte inşa etme süreçleri kalmadı. Biz TMMOB olarak burada 15 kuruluşuz. En çok da ihtiyacı olan mühendislik, mimarlık, şehir planlamacıları açısından söz söyleyen kurumlarız.

 

“OLUŞABİLECEK HER TÜRLÜ SORUN VE SIKINTI TEK BİR AĞIZDAN ÇIKMASIDIR”

En çok da yıkımların, yeniden inşanın ve tırnak içerisinde talanların karşısında durabilecek tek kurum biziz diyebiliriz. Bu tarz yanlışların önüne geçebilmek için birlikte yer almak, birlikte yönetmek. Birlikte yönetme, birlikte inşa etme süreçleri kalmadı. Mevcut kentin mülki amirleri de bu konuda ne yazık ki inisiyatif geliştirmiyor. Defalarca kez çağrı yapmamıza rağmen, defalarca açıklama yapmamıza rağmen bu kentin mülki amirleri bir güne bir gün bizim kapımızı çalmamıştır veyahut bir konu hakkında bizim görüşümüze de başvurmamıştır. Bu yüzdendir ki bu kentte oluşabilecek her türlü sorun ve sıkıntı tek bir ağızdan çıkmasıdır.

 

“ARTIK YANLIŞ UYGULAMALARA DAVA AÇACAK PARAMIZ KALMADI”

Bugün Sur yıkıldı, kabul edelim ya da etmeyelim kentte bir çatışma yaşandı ve kimlerin ne için çatıştığından azade konuşuyorum. Orası yıkıldı. Orası yıkılırken, inşasında bu kent sahiplerinin de söyleyecek bir sözü vardır. Neticede orası tarihi, kültürel bir değerdir, binlerce yıldır bu topluma ve dünyaya miras kalan bir şehirdir. Biz de bunu korumakla, bizden sonraki nesle aktarmakla mükellefiz. Bu bizim asli görevimizdir. Bu yüzden defalarca karşı durma, dava açma, açıklama yapıp toplumu bilgilendirme ve bu yanlıştan geri durulması için çağrılarımız var. Şimdi sizlere dosyaları sunsam beş ya da on tane dosya, yapılan yanlış uygulamalara karşı açtığımız davalardır. Belki çok abes kaçacak ama artık yanlış uygulamalara dava açacak paramız kalmadı. Yapılar yapıldı. Bir güne bir gün ne ilgili mimardan, ne şehir planlamasından, ne mühendisine tek bir soru sormadı, biz bunu yaptık, siz ne diyorsunuz demediler.

 

“MÜLK AMİRLERİ GELİP GEÇİCİDİR. ANCAK BİZ BURANIN ASIL SAHİPLERİYİZ”

Bu kentte iki ya da üç yılda bir mülki amir değişiyor. Yani mülki amirler gelip geçicidir. Ancak biz buranın asıl sahipleriyiz. Bu kentte yaşayanlarız. Bu kentin asli bileşenleri STK’ları süreçlere dahil edilirse yanlış uygulamalarında önüne geçilmiş olur. Ve gelen Mülkü amirlerde mevcut yaşanan yanlış uygulamalarında ortağı olmayacaktır. Burada bu halk yaşamaya devam etmelidir. Bu alanda yaptıkları projelerin yanlışlığını kendileri de kabul ettiği için beş yıldır ellerinde patlamış, hiç kimse sahiplenmiyor ve hiçbir halk da orada yaşamak istemiyor. Çünkü yanlıştır. Bu kentin tarihini, kültürünü yansıtan bir yapılaşmaya gidilmemiştir.  

 

“BİZ KENTSEL DÖNÜŞÜME KARŞI DEĞİLİZ AMA DOĞRU TEMELDE YAPILIRSA”

Aynı şekilde Bağlar’da kentsel dönüşüm. Biz de geçen seneki mevcut Elazığ depreminde saha çalışması yürütmüştük. Bağlar’da özellikle birçok yapı risklidir ve yapı ömrünü doldurmuştur. Biz şunu söyledik, biz kentsel dönüşüme karşı değiliz ama doğru temelde yapılırsa. Bu halk mağdur edilmeyecekse, bu halk oradan göç ettirilmeyecekse, orayı farklı, çok ultralüks yapılar yapıp, zenginleştirmediği sürece biz buna karşı değiliz. Hatta tam aksine proje çizimine de destek sunarız diye açıklama yaptık. Bir baktık ki hiçbir şekilde oraya dönüp ne bir imar planı, ne de uygulanacak olan bir proje henüz ilan edilmemiş. Oraya ne yapılacağını bilmiyoruz. Bahsettikleri kentsel dönüşüm büroları kurdular. Biz oraya da gittik. Halka söyledikleri hiçbir cümle yok. Çünkü bir planları yok. Biz de en azından halkın başına gelebilecek, Ali Paşa Lale Bey’deki kentsel dönüşümde halk nasıl mağdur olduysa. Bunun için bir broşür hazırlayıp Baro ile konuştuk. Özgürlükçü Hukukçular Derneği ile görüştük. Bu konu hakkında ne yapabiliriz dedik. Bunu da halkı kimsesiz bırakmamak için yaptık ve biz bu broşürle gittiğimizde polis dağıtmamıza izin vermedi. Polislere rağmen dağıttık. Bunu halkı doğru bilgilendirmek için yaptık, neden suç sayılıyor ki? Bu benim görevimdir. Ben bu toplumun sivil toplumu isem, 15 kurumu temsil ediyorsam, ki bu kurumlar benim babamın değildir. Bu kurumlar halkın kurumudur. Halk için de çalışmak zorundayız.

 

“10 BİNE YAKIN İNSAN ETKİLENECEK. BU İNSANLAR NEREYE GİDECEK?”

Halen Kaynartepe ile ilgili bir çözüm bulunmamışken, halen kentsel dönüşüm bürolarının ağzından tek bir cümle çıkıyorsa ve buna da, halkı mağdur etmeyeceğiz, deniyorsa ne yapıp da mağdur etmeyeceksin? Halk mağdur olacak. 10 bine yakın insan etkilenecek. Bu insanlar nereye gidecek? Kentin ucra köşelerine TOKİ’ler yapıp çözüm mü üreteceksin? Çözüm müdür bu, tabii ki de değildir. Neden, çünkü sen bu halkla tartışmamışsın, halkı TOKİ’ye mecbur ettiriyorsun.

 

“HALKIN BAŞINI SOKABİLECEĞİ BİR EV SATIN ALABİLECEK PARA VERECEKSİNİZ”

Benusen Mahallesi’nde yapılan çalışmaları geçen sene Valilik duyurusuyla biz de öğrendik. Dediler ki, Sur’un etrafını temizleme projesi. 20 yıldır Surların etrafı temizleniyor. HDP’nin, o dönem HADEP’indi galiba, Feridun Çelik döneminde başlatılan bir çalışma ve biz de destek verdik. Evet, Diyarbakır Surları UNESCO’nun da Kültür Miras Listesi’ne alınmış bir yapıdır. Etrafının düzgün olması gerekir. Biz de bunun taraftarıyız. Ancak bu durum size şu hakkı doğurtmaz, oradaki evleri yıkıp insanları sokakta bırakma hakkı doğurtmaz. Bizim önerim şudur, şeffaf olacaksınız, geleceksiniz burada halkın da, kentin de güvendiği sivil toplum kuruluşlarıyla, halkı oturtacaksınız. Burası bunun için temizleniyor, diyerek ikna edeceksiniz ve halkın başını sokabileceği bir ev satın alabilecek para vereceksiniz. Halkı mağdur etmeyeceksiniz. Verdikleri bu parayla bırakın bir ev almayı, bir oda bile satın alamaz.

 

“SÖZLERİMİZ NEDEN DİKKATE ALINMIYOR?”

Biz burada 15 kurumu temsil ediyoruz. Kamu kurumu niteliğinde yarı resmi devlet kurumuyuz. Bu işleri de gönüllü olarak yapıyoruz. Herhangi bir çıkar ilişkimiz de yoktur. Buna rağmen sözlerimiz neden dikkate alınmıyor? Bu kentin ekonomisini de tartışmalıyız. Bu kentin ne kadar insanı işsiz, bu kentin ne kadar üretimi var, bu kentin ne kadar üretime ihtiyacı var, bu kentin ne kadar sanayiye ihtiyacı var? Bunları bütün STK’ları dahil ederek birlikte oturup tartışmalıyız.

 

1930 yılında kentin Valisi Sur’u yıkmış, 2020 yılında bu ülkenin bir Bakan’ı gelip yıkılan Sur’u tekrar yapmak istiyor. Biri yıkıyor, biri yapıyor. 1930’da da Sur yıkıldığında bu halka rağmen yıkılan bir Sur’dur. Şimdi de eğer yapılacaksa, bu kente rağmen yapılıyordur. Devletin bu konuda biraz inisiyatif alması gerekiyor. Kentin bir bütünüyle ayrım yapmaksızın düşüncesiyle dini, dili, ırkı neyse ayrım yapmaksızın bir araya gelip kenti yönetmesi gerekiyor.”

Kaynak: Editör: Fatih SURUÇ
 
Etiketler: “STK’lar, Diyarbakır’da, söz, sahibi, olmalı”,
Haber Videosu
Yorumlar

Bizim Gazete
Arşiv
Haber Yazılımı
170-540-3023