Haber Detayı
06 Kasım 2020 - Cuma 00:09
 
“Çüngüş, Eğil ve Hazro’nun tamamı deprem riski altındadır”
Diyarbakır Mimarlar Odası Eşbaşkanı Selma Aslan ile son dönemde Türkiye'de yaşanan depremler hakkında bir röportaj gerçekleştirdik. Aslan, Diyarbakır’ın 2. Derece deprem bölgesi olduğunu ve ilçeler bazında ise Çüngüş, Eğil ve Hazro’nun 1. derece deprem riski altında olduğunu söyledi. “Türkiye’de son 30-35 yıllık dönemde kentleşme ve konut üretimi rant odaklı olarak gelişmiştir. Diyarbakır’da 1990 yılları sonrası bölgede zorunlu köy boşaltmaları ile köylerden kente hızlı bir göç dalgası başlamıştır. Bu göçlerden Suriçi, Bağlar ve Şehitlik bölgeleri en çok etkilenen alanlardır.” Diye konuştu.
RÖPORTAJ Haberi


Fatih SURUÇ

MÜCADELE HABER- 24 Ocak 2020 tarihinde yerel saatle 20.55'te Türkiye'nin Elazığ’da 6.8 büyüklüğünde meydana gelen ve bölgede hissedilen depremde 37'si Elazığ, 4'ü Malatya'da olmak üzere 41 kişinin hayatını kaybettiğini açıklanmıştı. Son olarak 30 Ekim’de İzmir’in Seferihisar da meydana gelen ve Ege bölgesinin tamamında hissedilen depremden ise 114 vatandaşımız hayatını kaybetti.

 

Tüm dünyada 2020 yılında depremlerde toplam 198 kişi hayatını kaybetti. Bu can kayıplarının 160'ı Türkiye'de yaşandı. Şu ana kadar 114 canın yitirildiği İzmir depremi 2020 yılında açık ara en ölümcül deprem olarak kayıtlara geçti.

 

Aslan, “Elazığ’da yaşanan depremin Diyarbakır’da hissedilme biçimi çok yüksekti ve yapılan açıklamalarda da özellikle Çermik merkez ve köylerde yıkılan ve hasar gören binalar olduğunu biliyoruz. Diyarbakır Merkez de bu depremden etkilenmiştir diyebiliriz. Ancak buna ilişkin herhangi bir çalışma yapılmamıştır.” Dedi.

 

Diyarbakır Mimarlar Odası Eşbaşkanı Selma Aslan sorularımıza şöyle yanıtladı:

 

“ÇÜNGÜŞ, EĞİL VE HAZRO’NUN TAMAMI DEPREM RİSKİ ALTINDA KALMAKTADIR”

1) Diyarbakır kaçıncı derece deprem bölgesinde yer almaktadır?

Selma Aslan: Diyarbakır il merkezi ve yakın çevresi; Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinin depremselliğinde bulunan fay sistemlerinin etkisi altında olduğu bilinmektedir. Diyarbakır kent merkezi ve yakın yöresi 2. Derece deprem bölgesinde kalmaktadır. İlçeler bazında bakınca da, bazı ilçeler 1. Derece deprem bölgesinde kalmaktadır. Mesela Çüngüş, Eğil ve Hazro’nun tamamı Dicle, Ergani, Lice, Silvan ve Kulp’unda bazı alanları 1. derece deprem riski altında kalmaktadır.

 

“TÜRKİYE’DE SON 30-35 YILLIK DÖNEMDE KENTLEŞME VE KONUT ÜRETİMİ RANT ODAKLI OLARAK GELİŞMİŞTİR”

2) Diyarbakır’da olası bir depremde risk bölgeleri nerelerdir?

Selma Aslan: Bilindiği gibi Türkiye’de bulunan yapı stokunun büyük bölümü can ve mal güvenliği açısından ciddi sorundur. Yakın dönemde yaşamış olduğumuz depremlerde meydana gelen can ve mal kayıpları da somut örnekleridir. Türkiye’de son 30-35 yıllık dönemde kentleşme ve konut üretimi rant odaklı olarak gelişmiştir. Risk taşıyan yapı stokunun oluşmasında ise kaçak ve denetimsiz yapılaşma ile beraber kent planlamaların sağlıklı yürütülmemesinin sonuçlarıdır. Birde bunlara imar aflarını ve imar barışını eklerseniz kaçınılmaz sonuçlar doğmasına neden olursunuz.

 

“SURİÇİ, BAĞLAR BÖLGESİ VE ŞEHİTLİK BÖLGELERİ EN ÇOK ETKİLENEN ALANLARDIR”

Diyarbakır özelinde sorduğunuz soruya da bakınca; 1990 yılları sonrası bölgede zorunlu köy boşaltmaları ile köylerden kente hızlı bir göç dalgası başlamıştır. Bu da beraberinde kaçak, denetimsiz, çarpık, sağlıksız yapıların ve alanların oluşmasına neden olmuştur. Bu göçlerden Suriçi, Bağlar bölgesi ve Şehitlik bölgeleri en çok etkilenen alanlardır. İmar plansız, kaçak ve mühendislik hizmeti görmeden veya plan ve projelere aykırı olarak inşa edilen yapılardan oluşan bu bölgeler deprem ve benzeri afet olaylara karşı da riskli olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu diğer alanlardaki yapıların tümünün deprem riskine karşı güvenli olduğu anlamında değildir.

 

“DİYARBAKIR MERKEZDE İLİŞKİN HERHANGİ BİR ÇALIŞMA YAPILMAMIŞTIR”

Diyarbakır’da göç sonrası ruhsatlı yapılan ve imar planı bulunan bazı bölgelerdeki yapıların güçlendirildiğini veya yıktırılmak zorunda kaldığını biliyoruz. Elazığ’da yaşanan depremin Diyarbakır’da hissedilme biçimi çok yüksekti ve yapılan açıklamalarda da özellikle Çermik merkez ve köylerde yıkılan ve hasar gören binalar olduğunu biliyoruz. Diyarbakır Merkez de bu depremden etkilenmiştir diyebiliriz. Ancak buna ilişkin herhangi bir çalışma yapılmamıştır.

 

“TÜRKİYE BİR DEPREM ÜLKESİDİR”

3) Bölgede son dönemde yaşanan depremleri nasıl yorumluyorsunuz?

Selma Aslan: Türkiye ‘de ve bölgede sadece 2020 yılı başından itibaren yıkıcı olan depremlere baktığımızda; benim hatırlayabildiğim Elazığ Sivrice depremi, Van Başkale, Malatya Pütürge ve İzmir Seferihisar depremlerini görüyoruz. Bu da Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunun bir gerçeğidir.

Bölgede son zamanlarda yaşanan depremleri yorumlayabilmek için deprem bilimci olmam gerekiyor ve bu konuda ihtisaslaşmak gerekiyor ki direk meslek alanımı kapsamıyor. Ancak deprem bir Doğal afettir diyoruz. Bu doğal afet yaşanırken meslek alanımızdan doğru bir bakış açısıyla nasıl en az riskle bunu atlatırız diye bakıyoruz. Öncelikle yapı üretim süreci, mevcut yapı stoku, kentleşme –Planlama ve imar politikaları bütün bu sürecinin parçalarıdır. Ve siz bu süreci kamu yararını gözeterek yürütmelisiniz. Rant odaklı ve siyaseten yaklaşımlar, afetten yıkım ve can kaybı ile çıkmanızı beraberinde getirir.

 

“1980 SONRASI DÖNEMDE İSE DAHA ÇOK RANT ODAKLI YAPILAR ÜRETİLMİŞ”

4) Yeni yapılar depreme ne kadar dayanıklı ve hızlı şehirleşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Selma Aslan: Aslında 1980 sonrası ve öncesi gibi değerlendirebiliriz. 1980’li yıllara kadar kentlerde daha çok barınma amaçlı yapılan yapılar ve gecekondular oluşurken, 1980 sonrası dönemde ise daha çok rant odaklı yapılar üretilmiş ve kentler oluşurken gelişirken öncelikler değişmiştir. Kapitalist sistem dünya ölçeğinde yaşadığı krizi çözmek adına kentleri; ekonomisinin en karlı alanı haline dönüştürmek için hızlı kentleşmeyi farklı argümanlarla yaşamlarımıza dahil etmiştir. “Kentsel dönüşüm” adı altında yapılan imar ve yapılaşma uygulamaları bunlardan biridir. Son yıllarda hızlı ve kapsamlı biçimde de geliştirilmiştir.

 

Gecekondu ve kaçak kent alanlarını sermayenin yatırım alanlarına dönüştürmesine zemin hazırlayan İmarsız, plansız, mühendislik ve mimarlık hizmetleri alınmadan üretimine müsaade edilmiş ve daha sonrada bunu imar affı ya da imar barışı ile de meşrulaştırmıştır. Kentsel dönüşüm adı altında kimliksiz kentlerin oluşması yörenin doğası, çevresi ve kültürü ile ilişkisiz yapılarla büyümeye doğru gidilmektedir. Bunun örneğini ne yazık ki bugün Sur’da yapılan dönüşümle çok net görmekteyiz.

 

“BELEDİYEDE YETERLİ SAYIDA MİMAR, MÜHENDİS VE ŞEHİR PLANCISININ OLMAMASI DENETİM EKSİKLİĞİ OLUŞTURMASI BAŞKA BİR ETMENDİR”

Yine sistemin tüketim çılgınlığına hizmet edecek insan ölçeğinde olmayan yapılarla kentler betonlaştırılmıştır. Hızla, soluk almadan ve kentlinin istem ve talepleri planlamadan büyüyen kentler, kentlinin yaşamın da olumsuz etkilemektedir. Çünkü bu dengesiz ve çözüm üretmeden gelişen büyüme; ulaşım sorunu, alt yapı sorunu ve beraberinde kültürel sorunlarda getirmektedir.

Kentler bu hızla büyürken, yapıların tamamı için yeterli ve gerekli düzeyde güvenli, sağlıklı ve risksiz yapılar olarak inşa edildiğini söylemek mümkün değildir. Bu alanı ilgilendiren Kanun ve yönetmenliklerde çok sık yapılan değişiklikler ve uygulamadan doğan sorunlar bunlardan biridir. Diğer taraftan imar mevzuatına aykırı yapılan yapıların bir şekli ile (imar plan tadilatı gibi)mevzuata uygun hale getirilmesi diğer bir etkendir. Ya da halen birçok Belediyede yeterli sayıda Mimar, Mühendis ve Şehir plancısının olmaması denetim eksikliği oluşturması başka bir etmendir.

 

“KENTSEL DÖNÜŞÜM” OLARAK PLANLANAN ALANLARDAKİ ÇALIŞMALARDA HALK YERİNDEN EDİLMEMELİDİR”

5) Son olarak eklemek istediğiniz?

Selma Aslan: Yaşamı sürdürmenin temel koşulu olan konut ve yapılı çevrede bireyin ve toplumun kentin tüm hizmetlerinden eşit oranda faydalanacağı kentler yaratılmalıdır. Yaşam çevrelerinin sağlıklı ve güvenli hale getirilmesi ve kentsel yapı stokunun iyileştirilmesi gerekmektedir. Diyarbakır’da sağlıksız yapı alanlarının bulunduğu bölgelerde yapı stoku envanteri oluşturulmalı, yapı stoku açısından sorunlu olduğu tespit edilen bölgelerde sağlıklaştırma çalışmaları yapılmalıdır. “Kentsel dönüşüm” olarak planlanan alanlardaki çalışmalarda halk yerinden edilmemelidir. Yaşam çevrelerimizin planlanması, sosyo-ekonomik planlama sürecinden bağımsız değildir. Eşitsizlik ve yoksulluğun bir yansıması olan sağlıksız ve güvensiz yerleşmeler olgusuna yönelik sosyo-ekonomik programlar ve istihdam alanları oluşturulmalıdır diyoruz. 

 

30 Ekim 2020 günü İzmir, Seferihisar da meydana gelen ve  Ege bölgesinin tamamında hissedilen depremden zarar gören bölge halkına  tekrar  geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz; depremde hayatını kaybedenleri saygıyla anıyor, ailelerine başsağlığı diliyoruz.

Kaynak: Editör:
 
Etiketler: , “Çüngüş,, Eğil, ve, Hazro’nun, tamamı, deprem, riski, altındadır”, ,
Haber Videosu
Yorumlar

Bizim Gazete
Yazarlar
Arşiv
Haber Yazılımı