Yazı Detayı
31 Mart 2020 - Salı 13:43
 
Geçmişten Günümüze Hastalıklar-3
M. Sıddık Algül
 
 

Geçmişten Günümüze Hastalıklar-3

 1. 1778 Vebası (Ocak – Kasım 1778)

Yüzyıllar boyu Osmanlı topraklarında neredeyse hiç silinmeden devam etmiş olan veba, bu ülkede en çok da İstanbul’da görülen bir hastalıktı. 1778 yılında yaşanan salgın ise tarihte eşine az rastlanır türdendi. Daniel Panzac‘a göre, salgın ocak ayı ortalarında başladıktan sonra, hafif bir surette devam ederken mayısta aniden şiddetlenince, maddi durumu iyi olan Galata ve Peralı Avrupalılar Boğaziçi’ndeki semtlere kaçmaya başlamışlardı. Sıcaklar arttıkça salgın da şiddetleniyordu. Nitekim haziran ayında günde 400, temmuzda 1000 kadar, ağustosta ise çok daha fazla sayıda ölüm meydana gelmişti. İstanbul’un her yanını ölüm sarmış, insanlar yaşadıkları acılarla birlikte müthiş bir ölüm korkusuna kapılmıştı. Şehirde her türlü ekonomik faaliyet de durmuştu. Neyse ki eylülde hafifleyen salgın ekimde iyice zayıflayıp kasımda da tamamen sona erdi. 
İstanbul’un yaşadığı en sıkıntılı dönemlerden biri olan bu on aylık süre sonunda 150 bin ila 200 bin civarında can kaybı yaşanmıştır ki bu sayı o vakitlerdeki şehrin toplam nüfusunun yüzde 33’üne denk gelmektedir. 

2. 1812 Vebası (Aralık 1811 – Ocak 1813)
İstanbul, coğrafi konumu, başkent oluşu ve maruz kaldığı salgınların sıklığıyla ele alındığında, Osmanlı Devleti’nde vebanın en önemli odağı ve dağılma merkeziydi. Şehirde sıklıkla veba görülmesi, onu Osmanlı toprakları üzerindeki sayısal açıdan en çok veba salgını yaşanan yer yapmıştır. Hastalık genellikle liman mahallelerinde kendisini göstermiş; han, kışla, bekar odası gibi genellikle sağlıksız, farenin bolca bulunduğu mekanlarda yoğun bir halde yaşayan insanlarda etkili olmuştur.
1811 yılı sonlarında başlayıp 1813’ün ilk günlerine kadar devam eden ve daha çok 1812 Vebası olarak adlandırılan salgın ise, Osmanlı idaresindeki İstanbul’da yaşanan, bilinen en dehşetli sonuçlan olanlardan birisidir. Veba, 1812 Eylül-Ekim avlarında en şiddetli halini alıp yalnızca sur içinde günde ortalama 1500-2.000, bazı günler 3 bin kadar ölüme neden olarak, yine büyük çaplı bir yıkıma yol açmıştır. Kasım ayından itibaren soğukların başlamasıyla bu rakam günlük 500’lere gerilemiş, sonraki yılın başında da salgın sönmüştür. Şehirdeki yoğun ölümler nedeniyle, cenaze hizmetlerini yapacak yeterli sayıda görevli bulunamaması gibi sıkıntılar, her büyük salgında olduğu gibi bu sırada da yaşanmıştır. 
Osmanlı makamlarınca salgının fisk ve zinanın arttığı bazı mekanlardan kaynaklandığı düşünüldüğünden, bazı muhitlerdeki sağlıksız koşullara sahip bekar odalarıyla, Kasımpaşa ve Galata taraflarındaki gemici barınaklarının çoğu yerle bir edilmiştir. 
Salgın sırasında İstanbul halkı doğal olarak büyük bir korku ve endişeye kapılmış, insanlar evlerinden çıkamaz olmuş, ölüm korkusuyla işlerini güçlerini terk etmişlerdir. Öyle ki vebanın yoğun olduğu semtlerden kaçan bazı İstanbullular salgın süresince birkaç kez evlerini taşımışlardır. Bunlar dışında, yaklaşık olarak 100 bin ölümün gerçekleştiği bu salgın sırasında maddi gücü bulunanlardan bir kısmı şehri terk etmiş ve ancak bu şekilde kendilerinin ve ailelerinin hayatlarını kurtarabilmişlerdir. 

Kolera;
| Kolera hastalığın İstanbul’a gelip, hem Avrupa’ya hemde Anadolu’ya yayıldığını tarihsel kaynaklar söyliyor

3. Büyük Kolera (Temmuz-Ekim 1865)
1865 yılı, dünyada koleranın çok etkili olduğu bir yıldı. Bu sırada kolera, Osmanlı topraklarında ilk önce Hicaz’da baş gösterdikten sonra, İstanbul’a bir Osmanlı gemisi ile gelmiştir. Dar-1 Şûra-yı Askeri eski reisi Ferik Osman Paşa‘yı Mısır’dan getiren bu korvet, doğrudan tersaneye girdikten sonra, aynı günün akşamı tersane hastanesine iki askerin yatırılmasıyla kolera ilk olarak burada belirdi. Ardından Hasköy ve Kasımpaşa’da hastalık etkili oldu ve buradan da tüm şehre yayıldı. 
1865 Temmuz’unda başlayan “Büyük Kolera”, yaklaşık dört ay devam ederek ekim ayında söndü. İstanbul’un gördüğü en büyük afetlerden olan bu salgında meydana gelen ölümlerin 30 bin civarında olduğu bildirilmektedir. 

 
 
 
Etiketler: Geçmişten, , Günümüze, , Hastalıklar-3,
Yorumlar
Diğer Yazılar
DOĞU ANADOLU'DA KADIN VE AİLE
DİYaRBaKIR’In SİYaSİ VE Dİnİ TaRİHİ (23)
DİYaRBakIR’In SİYaSİ VE Dİnİ TaRİHİ (22)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (21)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (20)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (19)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (18)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (17)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (16)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (15)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (14)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (13)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (12)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (11)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (10)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (9)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (8)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (7)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (6)
Diyarbakır’ın Siyasi Ve Dini Tarihi (5)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (4)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (3)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (2)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (1)
Diyarbakır’da kültür ve bilim
Geçmişten Günümüze Hastalıklar-7
Geçmişten Günümüze Hastalıklar-6
Geçmişten Günümüze Hastalıklar-5
Geçmişten Günümüze Hastalıklar-5
Geçmişten Günümüze Hastalıklar-4
Geçmişten Günümüze Hastalıklar-2
Diyarbakır’ın musiki kültürü (10)
Geçmişten Günümüze Hastalıklar-1
Diyarbakır’ın musiki kültürü (9)
Diyarbakır’ın musiki kültürü (8)
Diyarbakır’ın musiki kültürü (7)
Diyarbakır’ın musiki kültürü (6)
Diyarbakır’ın musiki kültürü (5)
Diyarbakır’ın musiki kültürü (4)
Diyarbakır’ın musiki kültürü (3)
Diyarbakır'ın musiki kültürü (2)
DİYARBAKIR’IN SİYASİ VE DİNİ TARİHİ (19)

Bizim Gazete
Yazarlar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı