Yazı Detayı
30 Temmuz 2020 - Perşembe 10:33
 
Laikliğin Çehresi
İsmail Ertuğrul
ismail@ismailertugrul.com
 
 

Bu bölümde kısmi de olsa laikliğe değineceğim. Çok uzun bir konu olmasına rağmen, bu yazıda sizleri de sıkmadan konuyu kısa olarak anlatmaya çalışacağım.

 

     Laiklik aslında her insanın hayatında, olumlu yada olumsuz önemli bir yer tutmaktadır. Laikliğin tartışıla geldiği şu dönemlerde toplumun büyük bir kısmında bu konu ile ilgili kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Genel anlamda laikliğe baktığımızda, yani laik olma durumu din işleriyle, devlet işlerinin birbirinden ayrılması birbirine karıştırılmaması, dinin dünya, özellikle devlet işlerine karıştırılmaması demektir. Hukuksal boyutunu düşündüğümüz zaman ise, devlet ile dinin birbirine karışmaması, ayrı hareket etmesi olarak ifade edilebilir. Siyasal iktidarın, dinsel kudret ve otoriteden arındırılarak bağımsız hale getirilmesidir. Devlet ülke yönetimine dini alet etmemeli, ya da dini siyasal erk olarak düşünmemeli ve bu konuda herhangi bir kimse üzerinde yaptırım gücüne sahip olmamalıdır.

 

     Ortaçağa girişle birlikte, "laiklik ", bir siyasal iktidar yapısının adı olarak anılmış ve kabul edilmiştir. Dünya üzerinde pek çok ülkede laik bir sistem yer almaktadır. Laik siyasal sistemlerde, siyasal yaşam ve siyasal iktidarın da laik olması söz konusudur.

 

    Gerçekten, laiklik, kilisenin siyasal iktidar üzerinde büyük bir etki yaparak, egemenliğine ve sınırlayıcılığına son vermiş, siyasal ve dinsel iktidarın birbirinden ayrılmasına yol açmıştır.

 

     Türkiye Cumhuriyeti, ulusal bir devlet olarak kurulmuştur. Yani toplum, kendi kaderini kendisi tayin etmektedir ve kendisi karar verebilme yetkisine sahiptir. Ulusun tebaası ne bir ırk, ne de bir ümmettir. Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.  Türk Hukuku’nda lâikliğin bir tanımının olmadığını iddia etmektedirler. Oysa Anayasanın 24. maddesi, lâikliği, rasyonalist felsefenin çözümlemesine göre tanımlamıştır.  Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. „ Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Madde 24

 

     Bir ülkede yaşayan halk, mezhep, din, dil, ırk, köken v.b ayırt etmeksizin eşit gözle bakılmalı ve halkın her türlü hakkı yasalar çerçevesinde korunmalıdır.

 
 
 
Etiketler: Laikliğin, Çehresi,
Yorumlar

Bizim Gazete
Yazarlar
Arşiv
Haber Yazılımı