Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Derneği’nden yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi: “Günümüzde Dağkapı Meydanı’nın yer aldığı o devasa bir boşlukta bir zamanlar şehrin kuzey kapısının devamı olan Dağkapı Surları’nın yer aldığını biliyor muydunuz?

İlk kurulduğu günden Osmanlı Devletinin son zamanlarına kadar yalnızca surların içinde var olan kentin kimliğini oluşturan surlar 1930’larda ‘şehir hava almıyor’ söylentisiyle yıktırılmaya başlandı.

Surların yıkımı Diyarbakır Valisi Nizamettin Bey döneminde başlayıp daha sonra yerine atanan Faiz Ergun’un döneminde de devam etti. Şehir hava almıyor söylentisi halk arasında çokça yayılsa da temel mesele şehrin hava almaması değildi.

Cumhuriyetin kurucuları modern yapılar inşa ederek halkın da modernleşeceğine inanıyordu. Bu sebepten eskiye ait olan her şey dışlanmaya başladı. Diyarbakır Surları da bu dönemden dinamitlerle patlatılarak nasibini aldı. Devamında olay sadece surların dinamitlenmesiyel kalmadı, halk da oluşan enkazı yağmalamaya teşvik edildi. Yıkıntılardaki taşlar inşaatlarda kullanıldı.

Mimar-arkeolog Albert Gabriel’in o dönemde şehirde bulunması facianın büyümesine engel oldu. Hem surların yıkıntılarının kaldırılmasının zorluğu hem de Gabriel’in Ankara’ya çektiği telgraf sayesinde surların yıkımından uzun vadede vazgeçildi.

Günümüzde ise bu devasa boşluk Dağkapı Meydanını oluşturuyor. Bu boşluk tarihi kentin modern kentle birleştiği bir kesişim alanı.”

Haber: Menekşe Hazan ARANCAK

Editör: Mücadele Gazetesi