Romanya’da katıldığım etkinlik sona ermişti ve ben oradan, Danimarka’ya, İsveç’e ve Norveç’e gidecektim. Bükreş’te bindiğim uçak, 2 Saat 15 Dakikalık uçuştan sonra, Kopenhag’ın muhteşem hava alanına inmişti. Elimdeki hususi (yeşil) pasaporta saygı gösteren Danimarka polisi, bekletmeden geçmeme izin vermiş ve Danimarka’ya girmiştim.
Beni karşılamaya gelen Makedonyalı dostlarım, Rasim Zülfovski ile Avni Arif’le kucaklaşmış ve Rasim’in Ford’u ile kent merkezine gelmiştik. Burada bir süre dolaşıp oyalandıktan sonra, Rasim’le vedalaşıp, Avni ile birlikte, deniz otobüsüne atlayıp Malmö’ye geçmiştik. Böylelikle 06 Ekim 1999 Tarihinde İsveç topraklarına ayak basmıştım.
M A L M Ö
O tarihte İsveç, hususi pasaport taşıyan Türk vatandaşlarına da vize uyguluyordu. Bu nedenle ben Ankara’daki İsveç Büyükelçiliği’nden vize almıştım. Ne var ki Malmö limanından ülkeye girerken, bana ne kimliğimi, ne de pasaportumu soran olmamıştı!...
Limandan bir taksiye atlayıp kadim dostum Avni’nin evine gitmiştik. Evde eşi Gülümser hanımla birlikte çocukları karşılamışlardı. Aile beni sıcak karşıladığı gibi, yatak odalarını da bana tahsis etmek lûtfunda bulunmuştu. Hazırlanan sofraya oturup yemek yemiş; uydudan seyredilebilen Türk televizyon kanallarına bakmış ve yatmıştık.
Ankara’da sabahları geç kalkan ben, nedense yurt dışında sabahın erken saatlerinde uyanmaktayım. İlk Malmö sabahında saat 06.00’da uyanmış; aile bireylerinin mışıl mışıl uyuduklarını görünce de, 07.35’te kalkmıştım. Hava kapalı ve serindi. Kahvaltıdan sonra Avni’yle çıkıp yürümüş, T.C.’nin desteğiyle oluşturulan ve “Ulu Cami” adı verilen güzel camiyi ziyaret etmiş, imamla da görüşmüştüm. Burada, özellikle Türk çocukları için Kur’an kursu düzenlenmekte olduğunu memnuniyetle öğrenmiştim. Bir başka memnuniyetimin sebebi ise, Malmö’de 3 Caminin oluşu idi.
Malmö’de Bizimkiler
Malmö’de Türk, Kürt,Türkmen, Prespa Türkleri gibi toplulukların kurdukları dernekler vardı. Bunlardan Makedonya Türkleri’nin kurmuş olduğu Prespa Türkleri Derneği’ni ziyaret ederek, gençlerle sohbet etmiştik. Makedonya gezilerimden tanıdığım Avni Ohrili idi. Ohri’de popüler bir kişi olan Avni, Öğretmen Vedat Hasan’ın kurduğu “Kardeşlik-Birlik” Folklor topluluğunun solisti idi ve Türk Sanat Müziğine âşıktı. Güzel sesiyle, özellikle, Zeki Müren şarkılarını okurdu.
Aynı zamanda fotoğraf sanatçısı idi. Sonraları birçok hemşehrisi ve yurttaşı gibi o da yaşamını İsveç’te sürdürmeye karar verip; Prespa Türkleri’nin yoğunlukta olduğu Malmö’de kendisine iş bulmuştu.
Korona virüs belasının bütün dünyayı sardığı günlerde aldığım bir haberle sarsılmıştım. Çünkü Avni Covid virüsüne yenik düşmüştü…
***
Torunum Özge, üniversite tahsilini İstanbul’da yaptıktan sonra, yüksek lisans ve doktora çalışmaları da yapmayı kafasına koymuş ve bu amaçla İsveç’e gitmişti. Senede bir iki kez Ankara’ya geliyor ve çok kısıtlı zaman süreçleri içerisinde sohbet edebilme olanağını buluyorduk ve ben onun akademik kariyer yolundaki başarılarını dinleyerek onunla gurur ve kıvanç duyuyordum.
Başarılı doktora çalışmalarını tamamlamış, kendisinden emin bir şekilde; “dedeciğim, 23 Mayıs 2014 tarihinde tezimi savunacak ve doktor ünvanını alacağım; sizi bekliyorum” demişti.
Kızım Gönül ve damadım Hasan bizden birkaç gün önce gitmişler, oğlum Salih ve eşim Nurten’le birlikte 22 Mayısta, THY uçağı ile Ankara-İstanbul ve Göteborg hava alanına ulaşmıştık. Özge’nin bizim için rezerve ettiği bir taksiyle, iki saate yakın bir yolculuktan sonra, Jönköping kentine gelmiştik.
JÖNKÖPİNG
O akşam saatlerinde Özge’nin Ankara, İzmir, İstanbul, Stokholm ve Edinburg’dan gelen arkadaşlarıyla buluşmuştuk. Özge, mutluluktan uçuyordu. Çocukluk arkadaşları, lise ve üniversite sıralarından yakın dostları; anası babası, annneannesi dedesi ve dayısı ile buluşmanın sevincini yudum yudum içiyordu.
Ertesi sabah hepimiz, Jönköping (Yönşöping) International Business Scholl’e giderek, Özge’nin tüm öğrencilik hayatının, en büyük ve önemli sınavına tanık olacaktık.
Özge teziyle ilgili hazırlıklarını bir süre önce bitirmiş ve ilgili hocalara takdim etmiş; ayrıca kitap bütünlüğünde bastırıp, toplantıya katılanlara dağıtmıştı.
Saat 10.00’da başlayıp, 12.30’da tamamlanan sınavda jüri üyelerinin de soruları olmuş ve cevaplarını almışlardı. Aynı üniversitenin öğretim üyelerinden Doç.Dr.Johan Klaesson Özge’nin tez hocasıydı ve o da neticeden emin bir şekilde tüm konuşmaları dikkatle izlemişti.
Savunmanın tamamlanmasından sonra, jüri üyeleri, ayrılıp bir başka yerde yemek yerlerken, Özge hakkındaki kararı da vermişlerdi. Özge’ciğim de grup için, Jönköping’in ünlü bir balık restoranında, öğle yemeği ziyafeti vermişti.
Yemekten sonra saat 14.30’da bu kez Jönköping International Business School’un ilgili bölümünün salonunda karar açıklanmış, Özge’nin doktorluğu ilan edilmiş ve geleneksel başlığı giydirilmişti. O arada üniversitede hocalar için sağlanan olanakları hayranlıkla görmüştüm. Sadece hocalar için değil, öğrenciler için de (maalesef) bizde olmayan olanaklar, gözle görülür haldeydi…
STADPARK
O akşam Jönköping’e egemen tepe üzerindeki Stadpark’a gitmiş, buradaki aynı adla tanınan görkemli restoranda gerçek anlamda bir şölene katılmıştık. Buradaki şölene üniversitenin üst düzey yöneticileri, hocalar, Özge’nin arkadaşları ve Jönköping’de yaşayan bazı Türk aileler iştirak etmişlerdi. Esasen restoran, Sema Gecer adlı bir Türk kadını tarafından işletiliyordu. Sema hanımın kardeşi Murat Gecer de kent merkezinde birkaç restoranın patronuydu. Murat Geçer İsveç Beşiktaşlılar Derneğini kurmuştu ve başkanlığını yapıyordu. Eşi Hatice hanım ise Jönköping Türk Kadınlar Birliğinin başkanıydı. Zaman zaman düzenledikleri sosyal ve kültürel etkinliklere yaklaşık 100 Türk ailenin katılmakta olduğunu söylemişti.
Jönköping parklar ve göller kentiydi. Zira kent içinde çok sayıda park ve göl bulunuyordu. Stadpark’tan kentin görünümü gerçekten muhteşemdi. 100 km.uzunluğu olan Wattern gölü, kiliseler, eski binalar ve tümüyle Jönköping…
GRENNA
Jönköping’e 30 km. uzaktaki Grenna, Wattern gölü kenarında kurulmuş olan şirin bir kentti. Ne yazık ki o gün hava yağışlı ve biraz da soğuktu. Bu nedenle bu güzel kenti gerektiği biçimde gezememiştik. Kentin önemli bir özelliği burada, şekerleme ürünlerinin üretiminin ve turistik bir biçimde satışının yapılmakta oluşuydu. Çeşitli baharatların da karıştırılarak üretildiği şekerler beğiniliyor ve özellikle turistler tarafından satın alınıyordu.
Hava muhalefeti olmasaydı, Wattern gölündeki en büyük ada olan Visingso adasına da gitmeyi tasarlamıştık, ama bu düşüncemizi gerçekleştirememiştik.
Ama Rosariuma (gül parkına) giderek birbirinden güzel gül ağaçlarını görmüş, açan gülleri koklamıştık.
Jönköping halkı güneş güzel yüzünü gösterdiğinde soyunup dökülüyor, güneşleniyordu. Bunu o kadar açık bir biçimde yapıyorlardı ki, bazı evlerin teraslarında, balkonlarında da bikini mayolarla sereserpe uzanıyorlardı…Zaten çarşıda, pazarda, sokakta, hatta okuldaki kızlar çok kısa şortlarla dolaşıyorlardı.
Özge’miz, geçen süre içinde, Doçent ünvanını da almış olup, şimdi Profesör ünvanını alabilmenin peşindedir.
(DEVAMINDA, NORVEÇ)