Yarına kalır ama...

Günlerdir insanoğlunun doğaya verdiği tahribatı düşünüyorum. Yaşamımızı daha iyileştirmek yolunda farkında olmadan doğaya verdiğimiz yavaş ve geri dönüşü çok zor olan tahribatı.  Gitgide daha hızlanan bir dünya ve bu hıza ayak uydurmaya çalışan insanoğlu,  bu iki unsur doğa adına beni çok korkutuyor. Betonlaşan şehirler betonlaşmanın yan etkisi olarak insanoğlunun doğadan uzaklaşması ve bencilleşmesi onu komşuluk paylaşma gibi gelenekleri olan Anadolu kültüründen uzaklaştırıyor. Yani doğaya verdiğimiz fiziki zararın yanında kendi kültürümüzü de kaybediyoruz. Ama unuttuğumuz bir şey var ki o da doğanın böyle sessiz kalmasının altında yatan şey cevabının çok sert olacağıdır. Doğa ona yapılan kötülükleri unutmaz tabiri caizse “Yarına kalsa da yanına kalmaz”

“Yarına kalsa da yanına kalmaz” hikâyesi/kıssası:

Abbasilerin beşinci halifesi Harun Reşid, sarayının bahçesindeki bir gülfidanını çok beğenir. Yaprağı, kokusu, görünüşüyle dikkatini çeken gülü özel bakıma alması için bahçıvana emir verir:

-Bahçeye her geldiğimde bu güle bakarak dinleniyorum.

-Bunu özel korumaya al, suyunu sık ver, yapraklarını tezden dökmesin.

Bahçıvan, gülün üzerine titremeye başlar. Ne var ki, bir sabah bahçeye gelen bahçıvan bakar ki, gülün dalına konan bir bülbül, ne kadar yaprak varsa hepsini de gagalayarak yere düşürmüş, tek yaprak bırakmamış gülün başında. Telaşla koşar halifeye:

-Sultanım der, üzerine titrediğimiz gülün yapraklarını bir bülbül gagalayarak yere dökmüş, tek yaprak bırakmamış gülün başında.

Tecrübe sahibi halife telaş etmeden cevap verir:

-Üzülme efendi üzülme, der, bülbülün yaptığı yanına kalmaz.

Rahat bir nefes alan bahçıvan işine döner. Bir gün bakar ki, bir yılan yaprakları düşüren bülbülü yakalayıp ağzına almış, yutmak üzere otların arasında kayıp gidiyor. Heyecanla yine halifeye gelir:

-Sultanım der, yaprakları yere düşüren bülbülü bir yılan yakalamış, götürürken gördüm. Sultan yine telaşsız:

-Merak etme efendi der, yılanın yaptığı da yanına kalmaz.

Bahçıvan yine işine döner. Bir ara bahçede çalışırken otların arasında yılanı görür. Hemen elindeki küreğiyle darbe üstüne darbe indirerek yılanı orada öldürür.

Sevinçle geldiği Halifeye durumu anlatır:

-Sultanım der, bülbülü yakalayan yılanı ben de bahçede otlar arasında yakalayıp küreğimle öldürdüm.

Harun Reşid yine sakin:

-Bekle efendi bekle der, senin de yaptığın yanına kalmaz.

Nitekim çok geçmez bahçıvan da rakip gördüğü bir başka bahçıvanı döver, hatalar yapar. Yakalayıp halifenin huzuruna çıkarıp cezalandırılmasını isterler.

Halife emrini verir:

-Atın bunu zindana!

Yaka paça zindana doğru götürülürken geriye dönen bahçıvan şunları söyler:

-Sultanım der, bülbülün yaptığı yanına kalmaz dediniz, onu yılan yuttu. Yılanın yaptığı yanına kalmaz, dediniz, onu da ben öldürdüm. Şimdi benim yaptığım da yanıma kalmıyor, beni de sen zindana attırıyorsun. Herkesin yaptığı yanına kalmıyor da senin yaptığın mı yanına kalacak? Demek sana da bir yapan çıkacak.

Öyle ise der, gel sen bana yapma ki bir başkası da sana yapmasın!

Bu değerlendirmeyi tebessümle dinleyen Harun Reşid, “Doğru söyledin bahçıvan” diyerek emrini verir:

-Bırakın bahçıvanı, çiçekleri sulamaya devam etsin.

Derler ki:

-Yaptığı yanına kalır.

-Hayır, hayır der, kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Daha ağır şekliyle ahirette ödemeye tehir edilir. Ama gafil insanlar bunun farkına varamaz da, yaptığı yanına kaldı sanırlar...

-Evet. Kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Bunda hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yanına kaldı sanılanlar daha ağırıyla mahşerde ödemeye tehir edilirler. Ne var ki, gafil insanlar bunun farkına varamaz da yaptığı yanına kaldı sanırlar.

Ne dersiniz, yaşananlar da bunu mu gösteriyor?

Benim önerim doğanın bizim evimiz olduğunu unutmayın. Piknik yaparken, denize girerken, yolda yürürken çevremize ve doğamıza karşı özenli davranalım.